
Öncelikle şunu belirterek başlayayım herkesin hamileliği kendine. Erkeklerin askerliği, kadınların hamileliği anılarla, abartmalarla dolu oluyor. Kimi zaman olayı yaşamamış olanı gereksiz korkutur ya da ciddiye almasına engel olur. Bütün bunları aklımın bir kenarında tutarak yine de okumak isteyen olursa diye yazacağım.
Hamileliğim genel olarak rahat geçti. Ciddi bir sağlık problemi yaşamadım, ruhsal bir sıkıntı da neyse ki olmadı. Hatta yakın arkadaşlarıma göre normal zamanlarda hamile gibi olduğum için hamileliğimde ermişim, sakinlemişim. Hamileliğin ilk ayı; yumurtanın olgunlaşması, folikülden salınması ve döllenme ile geçiyor. Yani aslında daha döllenme olmadan hamile sayılıyoruz.
Bulantı, aş erme, rahatsızlık hissi yaşamadım. Hatta hamileliğimin 10. haftasında Amsterdam, Lizbon ve Paris'e gittik sevgiliyle. Bu ziyaretlerde yediğim içtiğim şeyler ve gittiğim yerler içinde Lizbon'da soğanlı balıklı karışım ve Paris metrosu dışında midemi bulandıran pek bir vaka yaşamadım. Gerçi bu mide bulantısının hamilelik ile ilgili olduğunu düşünmek de saçma olabilir. Bu konuda şanslı bir hamilelik geçirdim diyebilirim.
Ense kalınlığı ölçümü, ikili, üçlü ve dörtlü testler ile ilgili fikrim; sonuç ne olursa olsun ( sadece olasılık hesaplıyor) - %100 çıkmadığı sürece- hamileyi ve dolayısı ile bebeği terörize ediyor oluşlarıdır. Bu testlerde bir takım olasılıklar hesaplanıyor, bu bilgiler tıp dünyasında bir bilgi bankasında depolanıyorsa ve sonuçlar ile olasılıklar karşılaştırılıyorsa dahi bu bilgilerin hekimin kontrolünde olması gerektiğini düşünüyorum. Bence aile ile hemen paylaşılmamalı.
Etik konusunda uzman olan hekimler daha iyi bilirler tabii ama kan sonuçlarının çıkmasının beklendiği o bir hafta öleyazdım sadece ense kalınlığı üst sınıra yakın çıktığı için. Daha amniyosentez yaptırıp sonucu almayı uzun süre bekleyen gebeleri düşünemiyorum.
Şimdi geri dönüp bakınca ne gereksiz telaş yapıp ağlamışım diyorum ama daha bu sabah kusuyor bu çocuk diye doktor arkadaşımızı ziyaretimizi aynı potada eritemiyorum.
Doğumun son bir haftaya öncesine kadar koştur koştur gezen, evini derleyip toplayan, her türlü yardımı şiddetle reddeden bir kadındım. Son bir hafta yorgunluk, halsizlik, uyku isteği, evden çıkmaya direniş... Ve sonunda 10 Eylül 2011 sabaha karşı 04:17de mini sancılarla başlayan doğum eylemi.
Normal doğum
Doğum ile ilgili çok şey okudum hem bloglardan, hem de mini bir kütüphane yaratacak kadar çok sayıda hamilelik kitaplarından. Normal doğum yapmayı kafama koymuştum. Kontrole gittiğim doktor bebeğin kafasının bu doğuma izin vermeyebileceğini söylüyordu. Özel hastanelerden ezelden beridir tırsarım, işin içine para girdiğinde; etik kuralları tanıyan doktor sayısı para miktarı ile ters orantılı olarak düşer gibime geliyor.
Evimize trafik olmadığında yakın sayılabilecek mesafedeki özel hastanenin iyi kalpli ama beni yeterince cesaretlendirmeyen doktoruna güle güle deyip son ay SSK hastanesinin kalabalık koridorlarında muayenelere gittim. Kendimi gayet iyi hissediyordum. İlk SSK muayenesinde de doktor normal doğum ile ilgili benzer şeyi söyledi ama ekledi. "Tabi bu sezaryen ve normal doğum kararının; sancılar geldikten ve çatı muayenesi yapıldıktan sonra verilmesi daha doğru olur. Biz şimdi ancak küçük beyin kafasının üst sınıra yakın olduğunu söyleyebiliriz. Ama siz de uzun bir kadınsınız..." Bu benim için yeterli idi. Planlı sezaryen nedir onu hiç bilemedim, hiç doktora sormak aklıma gelmedi. İtiraf ediyorum doğumun 8 cm ile 10 cm açıklığı arasında planlı plansız her ne şekilde olursa olsun sezaryen aklıma gelmedi değil. Sadece 1 saat böyle düşünmem sıkıntı yaratmadı, hatta doğum sonrası hastane koridorlarında zombiler gibi dolanan sezaryanlıları görünce o bir saatki sancıyı unuttum gitti.
09 Eylül Cuma günü doktora gittim Nst cihazına bağlandım (son ay yapılan rutin işlem) yine. Sonucu doktora gösterdim eve geldim. Salı günü tekrar gelmemi söyledi doktor. Akşam annem babam ve sevgilim ile birlikte yemek yedik. Erkenden uykum geldi. Saat 04:17de hafif bir karın ağrısı ile uyandım. Herkeste farklı olabilir tabii ama benim hissim reglinin ilk günü hissedilen hatta gece olduğunda uykudan uyandırıp "aaa regl olmuşum" dedirten cinsten bir ağrıydı.
Doğuma bu kadar yakın olup, bu ihtimali o kadar aklıma getirmemekti benimkisi. Çünkü bu ağrıyı akşam yemekte yediğim kuru fasülyeye bağlıyordum. Gaz sancısı olduğunu düşünüp uyandım ayağıma çorap giydim, tuvalete gittim. yeniden uyudum. Sevgiliyi uyandırdım " galiba sancım var ama emin de değilim sen uyu"dedim. O da uyudu. 10 dakika geçti geçmedi tekrar sancı geldi. Gaz olduğuna o kadar emindim ki bir daha tuvalete gittim. 10 dakika 10 dakika derken 1 saat geçti. Artık sevgiliyi uyandırdım ama yine de gaz olabilir diyorum hala. Elimizde doğum ile ilgili bir kitap, son dakikaya kadar sınava hazırlanan öğrenci misali bir yandan okuyoruz bir yandan emin olmaya çalışıyoruz. Bu arada duşa girdim, ılık su iyi geldi biraz. Yani sancılara iyi gelecek bir durum yok çünkü ağır geçen regl sancısı eşiğinde. İyi gelme kısmı zihnime oldu, açıldım biraz. Saat de bu arada 06:00yı bulmuştu. Ağrı geldiğinde derin nefes alıp dışarıyı izledim. Kalorifer peteklerine ellerimi koyup azıcık eğildim. Doğum konusunda hala şüphe taşıyordum artık gaz olmadığına emindim ama yine de yalancı sancı diye bişey duymuştum. Yalancı sancıyı gerçek sananların aksine ben gerçek sancılarımı "acaba yalancı mı bunlar" diyerek geçiştiriyormuşum.
Annem ve babamı uyandırdık saat 08:00de. Kahvaltı yapıldı ailecek, kahvaltıda babama "baba senin de gazın var mı" derken aklımda sadece gaz sancısı nedeniyle doğumhaneye giden salak hamile fikri vardı. Oysa 15 dakika sonra vardığımız SSK hastanesinde aynı hikayeyi anlattığım doktorun "evet doğum başlamış açıklık iyi durumda demesi" ile asıl salaklığın benimki olduğunu anladım. Doğum ile ilgili detayları iki ay sonra hatırlayamıyor oluşumu hafızanın insanı yanıltmasına bağlıyorum zira her bir anını hatırlarım diye düşünüyordum.
O kadar çok şey okuyup hiç bir şey bilmeyen kişiye enayi denir. Enayiliğime doymayayım, ebe nasıl ıkınacağını biliyorsun değil mi dediğinde "anaa, bilmiyorum valla" dediğimi hatırlıyorum. ki Anaaa kelimesini doğumun tüm evrelerinde anneeee şeklinde kibarlaştırarak kah yüksek sesle kah derin nefeslerle kah anırarak dile getirdim. Aynı enayilik doğumun 8-10 cmlik açılma evresinde "ben sanırım vazgeçeceğim" dediğimde de geldi üzerime.
Bu dokuz aylık zaman diliminde ve sonrasında doğum sürecinde bol bol anladım. Annelerin anne olunca anlarsın deyişlerini, ben seni dokuz ay karnımda taşıdım serzenişinin ne anlama geldiğini, ayağına çorap giy üşütürsünleri anladım. Ve kimbilir daha bilmem kaç bin şeyi daha anlayacağım. Anlayamayacağım şeylerin başındaysa, bebeğinden bahsederken biz diyen kadınlar geleceği kesin. Biz çok üşüdük, biz çok akıllıyız teyzesi...
