Bu Blogda Ara

16 Şubat 2009 Pazartesi


Zarf
tam mektup yaşındadır otuzundaki kadın
ne süs, ne kenar suyu gerekir ona
anlayışlı, mutluluklar dileyen cümleler vardır ya
hepsi sırasıyla, acele etmeden yazılacaktır
sonrası kanat takmış bir pul
sonrası ikindi mutluluğu içinde
sakin bir zarf, hayata uçurulacaktır:
merhaba otuz dizesi sevinçli bir şiirin
merhaba sevgilim hayat otuz pulun için

yenilmek

İnsan yenilmeyi sevmemeli, yenilebileceğini de bilerek ama asla yenilmeye tahammül etmeden, kabul etmeden. Yenilir, yine dener, yenilir, yeniden dener, işin keyifli kısmı burada. Mücadeleyi sevmeyen insanı ne yapalım ki, ne işe yarar böylesi birisi. Hayat hep mücadele üstüne kurulu, mücadele etmeyen, yenilgiye boyun eğen kişi hiçbir şey elde edemiyor, boyunu aşan işlere karışmalı insan bazen. Boyunu da aşmalı, uzaya da fırlamalı. Yani denemeli cesur olmalı, özgür olmalı. Belki herkese güvenmemeli ama güvenebilecekleri de kaçırmamalı, dertlerine ortak olacakları ittirmemeli elinin tersiyle, onu gerçekten sevenleri kovmamalı hayatından.
Kendi ayakları olmalı insanın güvenle yere bastığı, kendi elleri olmalı sevdiceğini kavradığı, kendi gözleri olmalı doğruları görmesini sağlayan, kendi yüreği olmalı kendi kulağını verdiği, kendi sevgilisi olmalı inandığı, inanmak istediği, kendi geleceği olmalı yarattığı, kendi sırtı olmalı sevdiklerine güvenle dayadığı. Yani insan kendisi olmalı, kendi seçtiği, istediği... zafer hiç yıkılmamak değil, her yıkıldığında yeniden ayağa kalkabilmektir
Flora
göllerimi bırakıp denizlerine gelirim

sevişmek için seninle
Flora, çağlayanın karnında çırpınan kayık
isteğin masalı
tenime dağılan mıknatıs
yüzükoyun yatmasan göremezdim
sırtında bir bahçıvanın makas izleri
Sevdalılar Parkı'nda ağır yaralı
dudakların boynumun altında patlayan
yavru papatya
sokaklar bile göç ediyor Flora
saatler ıslanıyor
Tamburi Cemil Bey çalıyor seni anımsatan şarkıları
kente kanadı kırık melekler yağıyor
sevdamız yüksekten uçurdu bizi
sevdamız, siste dolaşan tavuskuşları

biz sevişirken ölmeliyiz Flora
köprülerin üzerinde, çatlayıp bizi ikiye bölen
erimiş bilgisayarlar bulmalılar çöp kutumuzda
oyuncak mağazaları için soygun planları
tahtlar, somun altından
biz sevişirken ölmeliyiz Flora
birileri haber vermeli bunu muhabbet kuşlarına
şişmek şişmek doymamak
Herkesin başına zaman zaman gelen, bazılarını terketmeyen eylemdir. mesela beni bu ara terketmiyor.
gün boyu yersin canının istediklerini, tıpkı küçükken öğrendiğin şekilde, tek taraflı değil dengeli beslenerek. ama havalardan mı nedir lanet olsun, artık neresiyse olayı kontrol eden mekan beyin midir, beyincik mi, mide mi kan şekeri karaciğer mi her neresiyse "ver şu emri hadi nolur ver artık dersin" gelmez o emir, sen hala o yediklerine rağmen kuzu çevirirsin zihninde, ızgara köfte dumanı içinden geçersin, uff uff diyerek közlenmiş patlıcan soyarsın, keşkülleri götürürsün höpür höpür.

halüsinasyonlar gördürür bünyeye, ruhunu şey yapar.satın almaya çabalar. tıpkı elma şekeri teklif eden çocukluk adamları gibi.

"herşey beynimde herşey beynimde, aslında aç değilim, sadece susuzluk bu durumun nedeni" diyorum iki saattir, kafamı dağıtmak için tonlarca sey yazdım, ama farkettim ki ölüyorum açlıktan

iyisi mi ben tırnağımı yiyeyim, bacağımı obsesif biçimde sallayayım, hem enerji de harcarım.

uyku ile uyanıklık arasında beyne n nevm ve l yakaza

sabahleyin sıcak yatağın içinde gözleri açmaya çabalarken, bir yandan da beyni toparlamaya, bünyeyi güne hazırlamaya çalışılan zaman dilimidir.

işte bu zaman diliminde insan beyni bi tuhaf çalışır.
insan yeni bir sürü ev aleti keşfedebilir, alternatif meslekler düşünebilir, su sıkıntısına çareler bulur. bu insanlığa faydalı mevzuular yanında bireysel sıkıntılarına çareler üretir. sevgili ile dünya turuna çıkma kararı alınır, önceki gün kendisine söylenmiş olan, içinde yer etmiş en fazla "kötü söz sahibinindir" naifliğiyle karşıladığı sözcüklerin hakaret olduklarını yeni farkeder, ve filmlerden öğrendiği matrixvari tekniklerle muhatabı olan kişiyi bi güzel döver zihninde, ikramiye talihlisi olduğunu öğrenince ne yapacağını kararlaştırır, bu yazki üç günlük tatile neler neler sığdırmaz, durduramaz beynini, düşünür de düşünür.
sonra bi farkeder ki erken kalkayım da duş alırım iddiası geçersizleşmiş, yetişilmesi gereken yere geç bile kalınmıştır.
küme çalışması

küme başkanı, küme sözcüsü, küme yazıcısı ve küme üyelerinden oluşan, belli bir konuyu sınıf arkadaşlarına ve öğretmene sunmak için
hazırlanmış, yapan öğrencilerin kendine güven, topluluk önünde konuşma, uyumlu ve birlikte çalışma gibi kişisel özelliklerini
geliştirmelerini hadefleyen aktivite.

hepimiz katıldık bu küme çalışmalarına, noldu...
sorular gelirse ben cevaplarım dedi birileri,
birisi dedi benim yazım güzel,
birisi dedi ben pano gibi birşey hazırlayayım eğlenceli olur,

bazıları da masanın kenarında arı mayalı silgiden parçalar kopartıp,
havaya atıp düşerken avucunun içiyle vurdu.
işte onlar da birdirbir oyununda, uzuneşek de özgüvenlerini pekiştirdiler.bizim köyün imamı alttan verir samanı üstten çıkar dumanı, çattı pattıkaç attı...bunlar da sonradan şarkıcı olanlar
doğru kodese gidiniz!

monopoly oyunundaki en sinir bozucu ifadelerdendir.
oyunun başlarında, yani kimsenin oteli, efendim evi filan yokken gelirse pek can sıkar. hem semt alamazsın, hem başlangıçtan geçip paracıkları. millet kendine göre bir düzen kurar, sen öyle kodesteyim, efkarlıyım şeklinde oyundan dışlanırsın. çıkarsın kodesten, üzerlerine evler kurulmuş semtlerden geçersin elalem senden para ister, bir tuhafına gider, damda yatıp çıkmış muamelesi görmek istersin, hiç. kiralar artmış baya, dersin içinden "bir suç muç işlesek de girsek yeniden", burdaki suç işlemek denen şey, trişkadan bir zar atmak anlamına gelir. beklersin, o da gelmez verirsin 20.000 kirayı, üstelik çektiğin kartta da başlangıçtan geçme, para alma yazmaktadır, sabredersin, derin bir ohh çekip.

cesaret cesaret

doğruluk mu cesaret mi sorusunun mottosu olan şişe çevirmece oyununun upgrade edilmiş halidir bu oyun. önceki oyunda bulunan doğruluk kısmının çıkartılıp yerine ikinci bir cesaret seçeneğinin konulmasının temel sebebi, oyun ekibinin enseye şaplak göte parmak kıvamda olmasıdır. oyun bar ortamında bayık bayık oturup, hiç konuşmadan, jackass izlerken keşfedilmiştir. asıl sebep sıkıntıdır. yani ihtiyaçlar insan yaşamını belirler.

oyunda şişe çevirmek illla gerekli değildir, ne bulunursa çevrilebilir. çevrilen nesnenin , öncesinden oyunu oynayan ekip tarafından kararlaştırılan ucu kimi işaret ederse, o kişi cesaret seçeneklerinden birini, yani cesareti seçerek kendisini ortaya atar. mızımak yoktur, kan çıkar.

kısa bir örnekle anlatılırsa;

ilk seçilen kişiye şu görev verilmiştir, barın ile oturulan masanın arsında duran miller dolabı açılacak, içinden bir miller alınıp göz hizasında 10 saniye tutulacak, çevirilip burna yaklaştırılıp dikkkatle bakılacak, geri dolaba konup uslu uslu masaya geri dönülecek.
herşey yolunda görünür, ta ki elde miller 7.saniyede masadaki diğer oyunculardan birisi bağırırır, hırsız var diye. gülümsenir, dişler sıkılır, garsona durum açıklanır.

ikinci oyuncu, garsona o günlerin sık kullanılan cümlelerinden birini söylemelidir. abi ,100 bin liran var mı abi, bira alacağım - orjinali köfte alacağım şeklindedir.- garsona sorulur, garson sabrının sonundadır, ne dese haklıdır, başımızın üstünde yeri vardır, bizim
eşekliğimiz,trişkalığımızdır.

son oyuncuya
ise yan masadaki adamın kelini öpmek kalmıştır, ne denilirse denilsin kabul ettirilemez.oyunun başındaki kural hatırlatılır.

mızınmaz, kan çıkar şeklinde. yanıt anlamlıdır; öbür türlü de kan çıkacak.,

eveeet, bu ufak örneğin ardından, demem o ki, oynayın eğlencelidir.
bak seeeeen...